24 Ocak 2013

Bugün Benim Olsun

Böyle dedim ve çıktım evden hem de sabahın 10’unda.


Önce Çankaya’ya gittim kulağımda MP3 üm, üstümde gülkurusu montum ve altımda botlarım ile. Saçımı atkuyruğu yapmış, kâküllerimi daha da belirginleştirmiştim (Biraz müzisyen tipim vardı da denebilir.). Bütün bu halimle durakta otobüs beklerken duraktaki köpek dikkatimi çekti. PURSAT’ımı özlediğimi hissettim ve eğilip onu sevmeye başladım. Biraz başını okşadıktan sonra bana bakışı ve bacağıma başını dayayışıyla “Beni sev” demeye başladı. Duraktakiler hemen kaçıştılar. Sanki köpek onları ısırcak!

Neden durduk yere ısırsın ki?

Ben sevdikçe o mutlu oldu, ben konuştukça sonunda bacağıma kafasını yasladı. Zaten sokak köpekleri pek sevgi görmediği için sevgi arsızı oluyorlar. Aklınızda olsun, eğer görüp de başını okşamak isterseniz okşayın. Çünkü onlar ilk olarak sizin gözlerinize bakıyorlar. Acaba beni dövecek mi yoksa kovalayacak mı diye. Yapmayın, kimseye zararları yok onların. İşte böyle otobüsümü bekledim ben. Sonra bindim ve son durak Çankaya’ya geldim.

Yazlığa her gidişimizde geçtiğimiz bu yolda geçen hafta giderken “Bir günümü buraya ayırcam, gezicem hem de bütün dükkânları tek tek” demiş ve annemde “Bütün gün evdesin gez o zaman” deyip bana lafı sokmuştu. Dünde “Neden olmasın” dedim. Bütün gün evdeydim. Sabah zaten televizyonda bir şey olmuyor.

Buradan duyuralım: Millet, sabahları TV’de hiç adam akıllı bir şey yok. Bir tek sabahları İrfan Değirmenci’yi izliyorum. Onun haber sunuşu insana pozitif enerji veriyor =) Birde konukları ilgi çekici olursa 2. Sayfa programını. Onun dışında cinayet, kayıp, hüzün, acı, estetik vb. bla bla bla konuları izlemek istiyorsanız açın izleyin ama “Aman zaten içim dağlı, birde bunları içip daha da dağlansın.” derseniz susarım tabi.

Şöyle müzik dükkânlarını gezsem, birkaç keman nota kitabı arasam, çatlayan köprüm için iyi bir yer bulsam ve sonra oradan kafama esen yerlere gitsem fena mı olurdu. Hadi Z.S dedim, yürü çık evden. Kendimdeki bu gazla bütün dükkânları gezdim. Birinden çıktım birine girdim. Bir sağ yoldan gittim dönüşte sol taraftan. Bu kadar dükkân gezdim ama bi adam akıllı keman nota kitabı bulamadım. Bulduğum iki kitabı da indirim yapıp aldım (Yavaş yavaş bu konuları öğrenmeye başladım. Oluru kaç bunun diyorum hehe =)) ). Sonra saatime bi baktım öğlen olmuş. Hemen Alsancak’a doğru yürümeye başladım. Kordon’dan denizi, insanları, martıları, karabatağı izleye izleye ve tabi bol bol fotoğraf çeke çeke ilerledim. Bu sefer çingenelere yakalanmadım. Herhalde ilgilerini çekmedim. Etrafta o kadar çok sevgili vardı ki bende çingene olsam gider onlara bakar, çiçek satardım aa ne yalan söyliyim =))


Bende mazisi olan kafeye girip daha önce hiç tatmadığım bir kahveyi denedim ve bayıldım. Arada yeni tatlar denemek lazım. Bundan sonra onu da içilecek listeme ekledim. Brezilya bi şeyiydi adı ama hatırlayamıyorum =) Acımtırak ama aroması güzel, keskin tatlı bir kahve. Aldığım kitapları kahvemi içerken karıştırdım. Sonra oradan çıktım ve bu seferde kendimi Kıbrıs Şehitleri’nin ara sokaklarına attım.

Ara sokaklar demek “Eski Kitapçılar” demek.
O dağ gibi olmuş kitapların arasında, eski dergiler, o dergilerin verdiği ekler, tozlu raflar, üst üste kitapların arkasındaki bir başka üst üste kitaplar ve küçücük bir tabureye oturup eğilmek, kitapları karıştırmak…
Bu bambaşka bir his ve duygu.
Ellerimin tozlanmasını seviyorum.

Özellikle de üzerinde notlar alınmış kitapları inceliyor ve onları arıyorum. Aslında amacım keman kitabı aramaktı ya da birkaç nota kâğıdı ama içeri girince aklım çıkıyor ve her şeye bakıyorum =) Tabi moda koleksiyon dersinde hocanın dediği eski kitapçıları gezin, dergilere bakın sözü de aklımdaydı. Anlayacağınız bayağı bir gezdim. O dükkândan çık bu dükkâna gir ve en sonunda aradığım kitabı bul. Ama aradığım kitap Korece çıktı. Korece olmasını geçtim Koreli birine aitti. Kim derdi ki aradığım kitap Koreli birinin Korece kitabı çıkacak hem de eski kitapçıda hem de Türkiye’de hem de İzmirim’de hem de Alsancak’ın ara sokaklarında =) Kader mi, şans mı yoksa tesadüfler mi?.. Korece kitaplarımı ucuza kapatıp aldım ve ilk iş olarak sağını solunu bantladım ve kitaplara hak ettiği ilgiyi göstererek bakımını yaptım. Bazen kütüphanedeki kitapları da böyle alır bantlar, bakımını yapar ve iki gün sonra geri veririm. Böyle olanlara ne deniyor? #)

Sonunda artık eve gideyim dedim. Benim bunu dememle sabahtan beri bana arkadaş olan MP3 ümün de şarjı bitti. Eve geldiğimde direk salondaki üçlüme uzandım ee doğal olarak da oracıkta sızmışım #)

Bence sizde yaşadığınız yerdeki eski kitapçıları gezin. Arayın, bulun.
Kolay gelsin.
xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

2 yorum:

  1. ben de oralarda gezmek foto çekilmek istiyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. =)) Seninle bi Alsancak Kordon yaparız Miacım ;)

      Sil

İçinden geldiği gibi yorum yap ;)