13 Eylül 2012

Toplanın Anlatıyorum

Aynen öyle, toplanın millet toplanın toplanın toplanın!
Toplandınız mı?
Tamam o zaman hikayeyi anlatmaya devam edebilirim ;)
Hikayenin ilk partını buradan okuyabilir ;)

Bu sabah gene kalktım, güzelce giyindim ki insanın ne zaman kiminle nasıl karşılaşacağı pek belli olmuyor bunu kaçıncıya yaşıyorum ama anca geçen sefer akıllandım. Geçen sefer dediğim işte biliyorsunuz “Analar Neler Doğuruyor” olan ;) İşin ters yanı sabah, uyu babam uyu uyu babam uyu uyumuşum. Telefonun alarmı çalmış ama ben dokunmatik ekranda ertele diyeceğime kapata basmışım. Tabi telefonun ekranı tutuş pozisyonumla değişince soldakiler sağa, sağdakiler sola kaymış. Her neyse bu terslikten sonra napmadım? Moralimi bozmadım. Sanki sabah kalkamayacağımı biliyormuş gibi geceden giyeceklerimi ve çantamı hazırlamıştım (düzenliyim anacım naparsın, beni alan yaşadı mı yoksa yandı mı bilemiyorum #) ). Giyeceklerimi giysem de sabah güzelce aynamın karşına geçip makyaj yapamadım tabi zaman yoktu. Şöyle yarım eyerline çekip çıktım evden. Düşünün yani çantamda ruj var ama onu bile süremeden direk sınıfa girdim. İlk ders esneme ve o soğuk klimanın etkisiyle geçti gitti. Hoca bendeki durgunluğu fark etmiş olacak ki “hadi çay molası verelim çıkın sınıftan, yürüyün kantine” dedi. O anları aslında tam hatırlamıyorum. Sanırsam gözlerim açık uyuyordum #) Bunu da geçen sene öğrendim. Üniversitede dersler uzun hem de çok uzun. Hal böyle olunca da hocalara çaktırmadan uyuma çeşitleri geliştiriyorsunuz. Zamanımız bol nasıl olsa hehe =))

Hoop konuya dönüyoruz dostlar, millet sınıftan çıktı. Ben hala etrafa yarı açıkgözlerimle bakıyorum derken bende çıkayım bari deyip koridora çıktım ki telefonum çaldı. Sabah sabah beni rüyasında gören arkadaşım korkmuş hemen beni aramış. Rüyası mı sıkıcıydı yoksa anlatımı mı uzun sürdü bilmiyorum daha da uykumun geldiğini fark ettim ve koridorda onu dinlerken duvara yaslanma ihtiyacı hissettim. Anlayacağınız kahvede, çayda, yüz yıkayıp arınma belki de sabah süremediğim rujumu sürme hayallerim suya düştü. Kızı da kıramıyorum (nalet olsun içimdeki insan sevgisine) dinliyorum da dinliyorum derken bir anda merdivenlerde birini gördüm. Telefonla konuşuyordu. Üzerinde bordo t-şört vardı. Bedenen orada ama ruhen Asya kıtasında olmalıyım herhalde ki o kişinin bizimki olduğunu anlayamadım. Direk sınıfa yürüyüp girdim. Ben! Dünkü yazıyı yazan ben! Ayriyeten belirtmeliyim ki çocuk resmen blogumu takip eden herkesin çocuğu oldu yani sizlerin hehe =))

Vesaire vesaire sınıfa girelim ve diyelim ki +18 millet! Lütfen uzaklaşmak isteyen uzaklaşsın ;)

Devam; sırama oturmuş çantamdan kitabımı çıkarmış okuma amacıyla konumumu hazırlarken bunu gördüm. Bir anda TAK karşımda! Sınıfa girmiş, yürümüş ve önüme gelmiş ve ben fark etmemişim.

Kızım dedim sabahlar sana yaramıyor valla bak. Nerde o akşamki kadınsal hormonların?

Bunu kendime söyledikten sonra direk o imalı gülümsememi takınıp “Aa günaydın” dedim. Sanki kaç gündür onun gelmesini beklemiyormuşum ki çakallık yaptım. Fenayız abicim hehe =) “Günaydın” deyip “Seni sabah görmeyi beklemiyordum” dedi. Bende “Seni” dedim (ikimizde yalancıyız). Hadi ben yalan söylüyorum. Senin yalan söylediğin ise bir sonraki cümlenden anlaşılıyor. “Dün derse geldim sen gelmedin, yoklamaya baktım sabah gelmişsin” dedi. Sabah benim gelip gelmediğime bakmış vay vay vayyy. Baktın madem çaktırma dimi ama yok böylesi de güzel.

Git gel çek bırak çok severim böyle durumları =))

“Sana sabah ayılabilirsem gelebilirim demiştim ama” dedim. “Ben ayılamayacağını düşünüp akşam geldim” dedi. Ee sen antrenmanını mı ektin diye sorduğumda yok canım, izinliyim dedi. Nasıl izin, nasıl bahane anlamadım ya neyse (tamam tamam siz anladınız) ;) Sonra çocuğun yanına oturdum ve konuşmaya başladık. Nerde yaşadığını, okuyup okumadığını sorarken işte can alıcı yere geliyoruz, yaşını sordum. Bu böyle büyüğüm yaa havalarında lafı çeviriyor, ben ise hadi söyle diyorum. Sonra baktım olmuyo “Ben 91’liyim” dedim. Çocuktaki ilk tepki gözleriyle şöyle bir beni süzüp “Hadi ya” demek oldu. Ben seni daha küçük sanıyordum demez mi? =/ Tamam yaşım gibi pek görünmüyorum da 18 gibide görünmüyorum sonuçta. Ufal da cebime gir derler adama =) Adamımız ise benden bir yaş küçükmüş. İşte bu andan sonra olgun bir cevap olan “Benim için benden küçük olman hele ki bir yaş sorun değil” dedim. Evet, dostlar bunu dedim #) Çok olgun bir cevap dimi evet evet öyle ;)  Bir ara camdan dışarı bakarken yeniden süzdüm çocuğu ve bordoda yakışıyo + göbeği yok + lacoste ile kaslı kolları daha belirgin olmuş ;) Hocanın sesiyle yerlerimize geçtik. İşte ikinci can alıcı ses; senin etrafında boş yer yok galiba? Z.S, beni yalnız bırakma yanıma gelsene! İçimden direk, oldu canımm tabi tabi. İstersen kucağına da oturayım, dersi öyle dinleyelim hıh nasıl olur diye geçirdim. Ama dıştan kibarca “Üzgünüm sabah gelseydin yanım, önüm boştu” dedim. Biraz bozuldu ama yani olmaz ki böyle. Tabi siz yok musunuz sizz! Gitseydin ya çocuğun yanına, otursaydın demiyorsanız ne olayım?! ;) Kendimi biliyorum. Böyle bir şey yapsaydım dersi dinleyemezdim. Hâlbuki oturduğum sıranın önünde oturan adam, düşük belli pantolon giymiş, iç çamaşırı kaymış ve çatalı görünen birisiydi. Yemin ediyorum bütün ders sırtımı kaydırarak oturdum. Sırf o çataldan adamın poposunu görmeyeyim diye. Bu erkeklerdeki düşük bel olayını biri düzeltsin hatta bitirsin!

Ders bitmeye doğru bizimkisi “Bugün senin evin orada işim var biliyor musun?” dedi. Gene “Eee” dedim (Bu “ee” elerim meşhur olacak yakında). “Seninle bir gidelim” dedi. Peki, bana uyar dedim. Bakın bakın bakın coolluktan çatlıyorum. Sanki her gün böyle biriyle eve gidiyorum da buda onlardan biriymiş gibi #) Ders bitti çıktık dersten ve adamımız bana neler yaptığını, araba kullandığını vesaire vesaire anlatırken çantamdan o romantik çerçeveli gözlüğümü çıkardım. Zaten bugün beni kurtaran birkaç şey sırasıyla: saçımın açık ve şekil alır halde olması, güneş gözlüklerim, deniz mavisi kolsuz lacoste. Gözlüğü takmam ile bana bir süre gene sırıtarak bakması bir oldu. Ama bu öyle bir yerde oldu ki tam karşıdan karşıya geçerken. Direk anaç mı yoksa aman çocuğun başına bir şey gelmesin diye (sahiplendim ama bakar mısınız hehe) sırtından hafifçe itekleyerek “Şimdi ezileceksin sonra bir daha böyle gülümseyemeyeceksin” dedim ve kaldırıma çıkardım. Durağa vardığımızda biri aradı ve çocuğumuz benim oraya gelemeyeceğini söyledi. Üzüldüm mü kahroldum dermişim hehe =)) O kadarda değil #) “Nasıl olsa senden evinin yerini öğrendim, ehliyeti aldığım zaman bir kahve içimlik uğrarım” dedi. Bendeki yüz ifadesi ve beynimdeki 100 tane tilki hazır ola geçti. Evime uğrayacak / kahve içmeye / ben tarif etmişim. Sanırsam bu bir şaka olmalı. Ben hangi ara tarif ettim biiirrr. Zorla bu bir davet olabilir mi bu da ikiii. Üçüncüsü ise 99.tilkinin cevabı: alırsan neden olmasın, elimizden gelir kahve deyip göz kırptım. Evet, kırptım. Bildiğiniz bir göz kapalı diğeri açık olan o ifade #)

Sende az kuyruk sallamıyorsun kızım diyebilirsiniz, haklısınız yazarken fark ettim, bende az değilim. Seviyorum ama flört etmeyi ;) Ben otobüse binerken “Yarın ne zaman geleceksin” diye sordu. “Sabahtan, jübilemi yapıp haftaya akşam gelmeye başlayacağım” dedim. Beyefendiden gelen cevap ise “Bende öyle yapıyım o zaman” oldu. Zaten o istese bile akşam gelemem çünkü yarın akşam yazlığa gidiyorum.

Hayatımızı yaşamaya devam. Yarın başka bir şey olursa yola çıkmadan önce acele bacı yazarım . Şimdilik hoşçakalın =) 

4 yorum:

  1. Flörtün dibine vurmuşun =D

    YanıtlaSil
  2. Wuuu :D heyecan artıyo hadi hayırlısı :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tık Tık! Tık Tık!! Kalp atışlarını hissedebiliyorum :))

      Sil

İçinden geldiği gibi yorum yap ;)