17 Eylül 2012

Keşke, Keşkelerle Geçse…

İlk kez tanışmış gibi yapabilseydik keşke.
Keşkeleri sevmem hâlbuki ben.
“Keşke deme sakın hayatın boyunca!” yı savunanlardanım ya da bu konuya kadar savunanlardan-dım.
Birini sevmek ile sevmekten korkmak arasındaki o kısa çizgi var ya sizi geceleri nedensiz yere ağlatır,
kimse yokken kırmızı şarabı da açtırır.
Soğuk bir gece yarısı balkona oturup öylece ufka bakmaktır karar verme aşamam.

Keşke diyorum, keşke bu kadar yakın arkadaş olmasaydık.
Keşke hiç arkadaş olmasaydık. Olmayı becerebilseydik. Beceremedik.
Biz bu konuda sınıfta kaldık.
Olmaz! Asla! Bu mümkün değil! dedik dedik durduk. Ee sonuç yani sonuç ne?
Sen kaçıyorsun, ben kovalamıyorum. Kovalayayım mı, bunu mu istiyorsun?
En azından saygımızı koruyoruz. Hakaret etmiyoruz.

Ben “Merhaba, ben Z.S” desem, sende “Ben Bay X” deyip elini uzatsan. Sonrasında kafanı kabaca cama çevirsen ve devamında beni takmasan. Ben ise seni açmaya çalışmak yerine yerime çekip gitsem.
Aynı grupta olmasak mesela. Aynı grupta müzik yapmasak. Senin şiirlerini bestelemesem.
Gruptan ayrılsam, sen mutsuz olsan sonra herkes acı çekse ve ben bundan zevk alsam.
Araman için bahanen olsa ve bu bahaneyi ben yaratsam.

Keşke biz arkadaş olarak kalabilsek keşke! Ama artık çok geç. Bunu biliyorum.
Bu işin iki ucu da boklu değnek!
Keşke konuşsan benimle. Söylesen içinden geçenleri.
İma etmesem ben, dürüst olsam ama harbisinden en cesurundan!
Konuşmadan kaldığımız o banktaki günü unutsam. Düşündüğüm zaman keşke konuşsaydın demesem.
Senin en sevdiğim yanın diye başlayan cümleleri kurmasam, sen de bunu istemesen.
Hiç sevgi konusundan konuşmasak ve biz yeniden arkadaş olsak...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İçinden geldiği gibi yorum yap ;)