22 Ekim 2011

Gündemimiz Karışık


Gündemimiz gerçekten karışık. Bir aşağıdan bir yukarıdan toplayıp toplayıp yazacağım. Neden böyle yapmak zorunda oldum çünkü şu sıralar çok yoğunum. Yazdığım yazıları zamanında yayınlayamadığım gibi yazmak istediğim bir sürü konu hakkında da fırsat bulup yazamıyorum. Aslında beynim durmadan kontrolsüz bir şekilde konuları ve yazılarımı belirlese de benim için yazılarımı yayınlamak ve düzenlemek çok önemli hatta disiplinli bir iş. Öyle baştan savma yazamıyorum.

Neler yapıyorum? Öncelikle derslere konsantre olmaya çalışıyorum. Geçen sene 11 ders alıp bu sene derslerimin 9 derse inmesi inanın adamı sarsıyor =) Bir boşluk hissediyorsunuz. Bu boşluğu da keman derslerimle doldurmaya karar vermiştim hatırlarsanız. Bu işte bayağı ilerledim yaa =)) Arşe tekniklerine giriş yaptım. Bilek çalışmak eskisi kadar yormuyor artık beni =) Her şey yavaş yavaşmış bunu bir kez daha anladım.

Bütün bunların yanında hocalardan aldığım kişisel ödevleri yazmakla meşgulüm. Bölümümde konfeksiyon seçmeyi ne kadar isteyip düşünsem de diğer opsiyonlar hakkında da bir fikir sahibi olmak istiyorum. Bunun içinde hocalarla beraber bizzat bu olaya el attım. Ödevler ne kadar yorucu ve uzun olsa da sevdim bu işi. Geleceğe yatırım olarak bakarsanız o yazılar o kadarda uzun gelmiyor yazarken. Tezleri, kitapları topluyorum ve akşamları ful yazıyorum. Bu yazmaların arasında buraya da bir yazı yazmak aklımdan geçmiyor değil ama işte sonra diye diye bu zamana kadar geldik.

Bitti mi sanıyorsunuz hayır efendim bitmedi. 2. Sınıflar öğrenci temsilcisi karşınızda duruyor =) Biraz geç olsa da seçildim. Şimdi bütün sene düşündüğüm şeyleri uygulamak kaldı. Aklımda o kadar çok fikir var ki bunları unutmamak için küçük bir not defteri belirledim bile her şeyimi yazdığım. En küçük şeyi bile unutmak istemediğim minik bir defter işte =) İçindekilerle hazine niteliği taşıyor benim için =) Geçen sene de olmak istemiştim ama tam olarak ne yapıldığını bilmediğim için yanaşmamıştım. Buna rağmen çoğu istekleri bölüm başkanımızla konuşup yaptırabilmiştim =) Bu sene ise bari adım olsun deyip seçilmek istedim. Aslında alışkınım ben bu tarz görevlere. Yani ortaokul ve lise çağlarında aktif yapmış biri olarak üniversitede yapmasaydım olmazdı =)

Bitmedi bitmiyor =) Yıllardır aradığımız yazlık evi ailecek bulduk sanırsam =) En azından hayallerimizdekine yakın olduğunu düşünüyorum. Kocaman bahçeli, büyük bir ev. Hayallerimdeki evi bilenler zaten bu evdeki olayı anlarlar. Bu nedenle çok ayrıntıya girip hayatıma ve yeni evimize nazar değdirmek istemiyorum. Yazarken bile heyecanlandım yaa “Yeni Evimiz” =))


Bazen şansa ihtiyaç duyarız hem de en umutsuz anlarımızda. Bende de böyle bir durum söz konusu şimdilerde. Bir şey bitiyor ama sonra en güzeli gerçekleşiyor. Bu sabah annemlerle kahvaltıda konuşuyorduk. Hayat aslında gül geç modunda. Yani çok fazla ciddiye almaya gerek yok. İnsan ilişkileri öyle bir şey ki bir sözünüzle farklı bir boyut alabilir. Üniversitede bu sene dersime giren bir hocamızın derste söylediği sözlerle ne kadar millet alay edip gülse de ben önemsiyorum. Doğru söylüyor. Bunu ders arasında yaptığı için biraz tuhaf duruyor ama hayat hep ders ve ciddiyetten de geçmiyor. Bunu neden söyledim çünkü bir haftadır yaşadığım her olayın sonunda hayatımıza bir şekilde geri döndük. Geçen hafta Türkiye olarak 24 şehit verdik. İtiraf ediyorum ki haberlerden ve görüntülerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştım. Bunu takmadım ya da önemsemediğim için yapmadım. Bunu yaptım çünkü biz zaten bu acıyı biliyoruz. Farklı bir şekilde yaşadık ama acı aynı acıydı. Bugün yayınlarına ara verenlere kızıp yayınlarına devam edenler ya da vur patlasın çal oynasın yayın yapmaya devam eden radyo ve televizyonlar… Ateş düştüğü yeri yakar arkadaşlar. Bütün bu acıların üzerine twitterdan yazı yazdım. Sonra gece yarısı telefonum çaldığında ise Arif’in doğum günü olduğunu gördüm. O an neye üzüleceğimi bilemedim.

Doğum günümde benim için önemli olan hediye değil sevdiklerimin yanımda olması dediğim zaman alınanlar ne biliyorlardı ki?! Hiç ağabeylerini kaybetmişler miydi ya da en sevdikleri artık yanlarında olmadığı andaki duyguyu biliyorlar mıydı??? Sadece hediyelerle doğum günlerinin kutlandığını sanıyorlardı. Doğum günün kutlu olsun deyip sarıldıkları zaman verdikleri hissi bu yaşlarında bu ve bunun gibi olayları yaşamadan bilemezler. Sadece konuşmak, kuru kuruya söz söylemek, alınmak, laf atmak inanın çok gereksiz. Empati bazen insanı olgunlaştıran bir şey. Yaşla başla alakası yok. Zamanla insan ilişkilerinizin gelişmesiyle kuruluyor. İster 7 inde ol ister 70 inde.
Telefonumun alarmını kapattığım zaman yatağımda uzun uzun tavana baktım. Düşünemedim bile. Neyi düşünecektim ki? Artık aramızda olmayan ağabeyimi mi yoksa ne hediye alacağımı mı? Kimse bunları yaşasın istemem. O şehit düşen her askerin ailesinin neler çektiğini ya da neler çekeceğini biliyorum hatta yeri geliyor hissediyorum. Bütün bunların üzerine şehit haberlerini izlemiyorum diye kimse beni yargılayamaz. Yüzüme bakıp ne düşündüğümü söyleyebilir ya da yargısız infaz yapabilir misin?

Her şeye rağmen hayat çok farklı ilerliyor.
Bir gün romantik komedi, birkaç saat sonra gerilim, bir hafta sonra ise dram olabiliyor.
Elimizde değil diyoruz.
Bir şey itiraf edeyim mi?
Ben elimde olsun istemezdim.
Sonunu bildiğim ya da yazdığım bir oyunun heyecanı olmazdı ki.
Bu benim yaşamam gereken bir senaryoysa sonuna kadar yaşayacağım.
Gerekirse ağlayacağım bir deli gibi, gerekirse de güleceğim şence budala misali.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İçinden geldiği gibi yorum yap ;)